20 Ekim 2016 Perşembe

Doktor Ramiz'le İçtimai Sıhhat - Beden Terbiyesi

 

Doktor Ramiz'le İçtimai Sıhhat


"Beden Terbiyesi"

Beden eğitimi
Beden terbiyesi yani Beden eğitimi


Efendim "içtimai sıhhat"in altın kuralı: "beden terbiyesidir" yani beden eğitimi... İdmansız beden, yani eğitimsiz beden; kendinden ne yaptığından, ne işe yarayacağından habersiz bedendir. Ondan her şey beklenir... Evet hamdır çünkü, bir şekle, disipline girmemiştir. terbiye görmemiştir, terbiyesizdir yahu! Düpedüz terbiyesiz, edepsiz bişeydir. her şey beklenir ondan!

Bu yüzden biz ne yapacağız? Bedenlerimizi tanıyacağız, onları adab-ı muaşeret kaideleri çerçevesinde disipline sokacağız. evet, bunu yapacağız...


maymun mu goril mi
İnsan düşünen bir hayvan mıdır?

Öyleyse: insan nedir? İnsan düşünen bir hayvan mıdır? Aristoteles'in dediği gibi. Peki insan nasıl bir hayvandır? Ya da hayvan nasıl insandır? İnsandan hayvan, hayvandan insan olur mu? Olsa kime zararı olur?







 

Açıklıyorum:

 

sigara içen adam
Önce bi cıgaramızdan nefes çekelim.

İnsan bedeni ile hayvan bedenini ayıran en temel özellik insanın yaptığı işin muhteviyatına göre bedenine çeşitli kıyafetler giydirmesidir. kravat, gömlek, eğer bahsettiğimiz insan hatun kişiyse; etek, tayyör vs. gibi. evet. hayvanda böyle şeyler göremezsiniz, evet efendim göremezsiniz! Hayvan hayvandır. cinsine göre ya bi postu vardır ya kabuğu, ya da pulu falan. hayvan bununla ne yapar? hayvanlık efendim. ne yapacak başka.

Pekii insan nasıl bir hayvandır? açıklayalım; insan hayvan değildir. kim demiş hayvandır diye? çağırın o hayvan herifi bana...

Neyse sinirlendim bak tansiyonum fırladı yine.

Konumuza dönelim. bedenimizi öğrendik. Şimdi gelelim ilk egzersizimize. tarif ediyorum iyi belleyin yarın işe giderken ve işten dönerken iki set halinde yapılacak. evet.

taksi çağıran ayı
Tabi öyle ayı gibi de
kaldırmayın kolunuzu

Efendim ilk olarak sağ kol yukarı doğru dümdüz kaldırılır. "Hocam bişi sorcaamm!" der gibi, anladınız. Sonra el(dikkat burası önemli!) "beş kardeş" pozisyonunda sallanır, yolda görülen ve iş yeri güzergahında seyrini sürdüren "en uygun fiyatlı" vasıtanın peşinden kolun pozisyonu bozulmadan ve mütemadiyen elimizi sallayarak koşulur. Burda önemli olan bir diğer husus ise sağ adımımızızla başlayıp adımımızı kaldırdığımız anda derin bir nefes alıp ayağımızı yere indirirken "şöför beeeyyy, az bekle!" veya duruma göre diğer muhtelif şekillerde haykırarak aldığımız nefesi vermektir.






işe otobüsle giden adamın dramı
İşe otobüsle giden adamın dramı

İşte bu kadar!
Sıhhatli günler diliyorum efenim!

Doktor Ramiz



18 Ekim 2016 Salı

Bir lise macerası - Başıma gelen şeyler



Güzellik Uykusu


   Kendimi bildim bileli öğleden sonraları bi uyku bastırır bünyeme. Evde, yolda, askerde, sinemada, ofiste nerede olursam olayım gözlerim sulanır, tatlı tatlı esnerim. Seneler önceydi, lisedeydim. Saat öğleden sonra iki civarı. Edebiyat dersindeyiz. Servet-i Fünun'cularla Edebiyat-ı Cedide'ciler bir olmuş beni uyutmak için en güzel, en latif ninnilere söz diziyorlardı. Karşı koymayı denedim ama olmadı.


Maraba Televole ehe ehe
Maraba Televole
   Kendimi uykunun şefkatli kollarına bıraktım. Yanımda oturan Kenan'la ön sıradaki Mahir o esnada önceki akşam Televole'de gösterilen futbolcuların manken sevgilileri hakkında seviyeli bir sululuk içindeydiler. "Olaylar bakış açısına göre değişebilir!" demiş ya bir zamanlar önemli bir kişi. Ya da demiştir herhalde. Neyse, arkadaşlarımın uğultusu benim için  baharda ağaçların hışırtısı gibiyken Nermin Hoca için cürmün dik alasıydı. Ama alemin talihsizi ben olduğum için kabak benim başıma patladı.



- Evladım sen, arka sıradaki neydi adın? Ne konuşup duruyosun vır vır?

Kenan beni dürtünce derhal ayağa fırladım.

+ "Konuşmuyordum hocam." dedim.

-Bak bi de inkar ediyo. Çık dışarı, çıııık!"

Kendimi nasıl savunacaktım, uyuyordum da diyemezdim ya. Mecbur kabullenip sessizce çıktım sınıftan.


okul koridoru
Bizim lisenin ürkütücü koridorlarında gergin dakikalar beni bekliyordu.


   Dersin bitmesine daha çok vardı bir şekilde müdüre filan görünmeden zamanı doldurmalıydım. Nereye saklansam diye düşünürken koridorun diğer ucunda Müdür Baş Yardımcısı "Gaddar Sami" göründü. Aslan görmüş ceylan gibi donakaldım. Gaddar Sami bana doğru yürüyordu, Gaddar yaklaşıyordu, Gaddar beni gözüne kestirmişti. Daha "Eşhedü" bile diyemeden yanıma geldi. Tam "Sıçtık!" diye düşünüyordum ki dudakları arasından bana  güzel günleri, mutlu yarınları muştulayan sözler dökülüverdi;

-  "NĞbtçmsğn evlğdım?" bizim Gaddar Sami'nin ne dediğini çoğunlukla anlayamazdınız.

+ Efendim hocam!

- Nöbetçi misin ulağğn!!

- Evet Hocam!

- İği ğel menne.



Öğretmenler Odası



teachers room
Öğretmenler odası yılların da etkisiyle "birazcık" yıpranmıştı.


   Gaddar önde ben arkasında öğretmenler odasına gittik. Bizim öğretmenler odasının da içilen sigaradan mı yoksa her daim tozlu olmasından mıdır bilemem daha önce hiç duyumsamadığım kendine has bir kokusu vardır. Odada bir tek Bedenci Selma Hoca vardı, üstünde 1980'lerden kalma gibi görünen eşofmanıyla pencere kenarına oturmuş dışarıyı seyrediyor bir yandan da sigara içiyordu.

- Çağntğm .... ınınınının... orda mı?"

-"Ay Samoş ne diyon Allaşkına" diye güldü Selma Hoca, Saminin arkasında beni görünce toparlandı. Evet Bedenci Selma Gaddara veriyordu!.

-"Ee pardon Sami Bey ne dediğinizi duyamadım"

-"Çantağ diyorum Selmağ hanım çantağ"

Selma hoca duvardaki ahşap kapaklardan birini açtı ve bembeyaz, kar beyaz bir Lacoste kız çantası çıkardı.

beyaz Lacoste sırt çantası
Bu resimdeki o bahsettiğim beyaz Lacoste sırt çantası değil tabi. Ama benziyor.

-"Bağ evlağm buğ çantağy al tüğm okuluğ dolağş sağmn ğul!" dedi Gaddar. Sevgili okur buraya kadar hala hikayeyi okumayı bırakmadıysan ilk olarak sen süper sevimli bir şeysin benim gözümde, kedi canını senin! İkincisiyse bu cümlede Gaddar Sami'nin " Bak evladım bu çantayı al tüm okulu dolaş sahibini bul." dediğini anlamışsındır herhalde.


Elimde beyaz Lacoste sırt çantası okuldaki sınıfları tek tek dolaşmaya başladım. İlk katı dolaştıktan sonra sıkıldım, biraz mola vermek biraz da(en çok aslında) içinde ne olduğunu merak ettiğimden kuytu bir köşe bulup çantanın içine bakmaya karar verdim.

Çantanın içinden ayna, deodorant, ruj gibi "kızsal" şeyler çıktı. Bir de renkli çizgileri olan bir hırka. Yani öyle pek ilginç şeyler değildi. Eşyaları çantanın içine doldurdum ve kafamı kaldırınca O'nunla göz göze geldik.

Ayşe'ymiş adı. "Napıyosun çantamla!" diye başlayan "hırsız", "çalmış", "sapık" gibi kırıcı ithamlarla devam etti. Halbuki böyle güzel bir kızdan güzel sözler duymayı bekliyor insan.













En Çok Bakılanlar